Gündemimiz her gün kriz veya polemik düzeyinde yeni bir siyasi konu üzerinden akıp giderken ve bizler bunları tartışırken "bize neler oluyor?" diye düşünmüyoruz her zamanki gibi. Sadece bu gündem konularının arasında bazı uyarılar yapıyor bazı insanlar. Ama gidişatın kötülüğünün ne boyutta olduğunu, aciliyetini ve ciddiyetini kavratıp harekete geçirtecek düzeyde olmuyor bu ara değinmeler.
Gerçek şu ki; önümüzdeki 1 yıl seçime kadar yapacaklarımız muhtemelen gelecek 10-20 yılımızı çok net şekilde belirleyecek iyi veya kötü yönde. Hani ülkenin halini anlatmak için diyorlarya "çok kritik bir dönemdeyiz" diye bu sefer evet, doğru çok kritik dönemdeyiz ama toplum olarak değil, birey bazında çok kritik kişisel dönemlerdeyiz aslında biz ve bu toplumsal bir sonuç oluşturuyor.
Bunu böyle teşhis etmek daha doğrudur yoksa kredi kartı borcu için ailesini katleden bir Albay'ı veya düğünden dönerken ehliyeti olmayan 17 yaşındaki oğluna aracı verip kanala uçurtan ve kardeşlerinin ölümüne sebebiyet veren babanın psikolojisini anlayamayız ve kritik dönemden geçiyoruz tespitinde bir yere koyamayız. Bunu anlamadan da politika ve önlem geliştiremeyiz.
Trafikte her gün 10 larca kişinin neden öldüğünü çözemeyiz. Demekki aracı kullanan şoförler o aracı kullanmayı ciddiyete almayacak kadar bir bunalım yaşıyorlar bireysel hayatlarında. Artık olaylara makro genel bakmak yerine mikro düzeyde bakmak zorundayız çünkü makro anlamda politika üretilmiyor siyasetçiler tarafından. O zaman bir olayı mikro hayat hikayelerine çekip ancak değişimi sağlayıp, toplumu bireylerden çözümleyip rehabilite ederek bir yerlere varabiliriz.
Şu son 3 yılda çok kötü boyutlarda bunalım, kafa karışıklığı ve şiddet eğilimi var ülkemiz bireylerinde. Her ne kadar eskiye göre kalkınma olsada siyasi ve ekonomik sıkıntılı gerçeklerden dolayı toplamda ülke toplumu olarak şiddet eğilimimiz, sapkınlıklarımız kısaca hastalıklı hallerimiz giderek çoğalıyor. Bu yüzden bir an evvel ülkemizi rehabilite etmemiz gerekiyor.
Türkiye'de acil olarak, herkesin tek tek kendini her şeye rağmen rehabilite etmesi gereken çok ciddi bir süreçteyiz aslında. Bunu eğer bireysel anlamda algılayıp gerekenkenleri yapmazsak, önümüzdeki 10 yıl boyunca devam edecek ve sonlanmayan bir şiddet, bunalım, intihar, ölüm, cinayet vb şeyleri çokca yaşayabiliriz küçük veya büyük ölçekte ve terörde buna dahildir çünkü teröristin motivasyonunu sağlayan şeylerde bunlardır..
Son 5 yıldır internet ve özel meyda araçlarının yaygınlaşması ile yıllardır üzerindeki devlet baskısından bahsedip, iyi şeyler yapma alanı bulamadığından şikayet eden insanlarımız bu bilgi ve iletişim ortamını tam tersi amaçla bireysel menfaat ve zevk dürtüleri için daha çok kullanmayı seçti.
Büyük bir bir özgürlük ve konuşma alanı bulan insanlarımız maalesef yapıcılıktan çok yıkıclılık ve eğlence için kullanmaya başladı teknoloji ve serbestlikle eline geçen bu fırsatı her anlamda. Hoşgörü, sağduyu, yapıcılık ve sivil inisiyatifin zirveye değil tabana vurduğu bir ülke haline geldik. Bu yüzden kolay kolay kimse hiç bir şeydn memnun olmuyor ve her şeye bir kulp buluyor halde. Artıları ve eksileri görebilerek konuşan ender insan var.
Terörün ve trafik kazalarının, cinayet ve örgütlü suçların arttığı bu dönemde ülke bireylerinin, kendi rahatı peşinde koşmaktan başka bir şey yapmadığını görüyoruz. Birileri ısrarla tatil için yazlık mekan, disko/bar seçme derdindeyken ve toplumda olan her türlü sorun için adete "bu savaş benim savaşım değil" havası veriyorken ve güneydoğuda 89 doğumlu gençler şehit oluyor veya 30 kilo yükle günde 30 km yürüyor ve her gün rutin mayın taraması yapıyor ve gece nöbet tutuyor.
Bu anlamda maalesef sadece "barış" demekle olmuyor. İstanbul'da 1 milyon insan neden protesto yapamıyor , hala ayağa kalkmıyor verahatsız olduğu belli etmiyor? Ya da neden tatil derdimizden bu yaz için vazgeçip ülke geleceği için yani kendi geleceğimiz için yapacağımız şeylere odaklanamıyoruz sivil toplum olarak veya neden askerlerimizin öldüğü yerdeki çökme mevzusunu karikatürize edip geyik konusu yapıp laçkalaşıp orda ölenlere saygısızlık yapıyoruz? Bu kıvamsız cıvık demokratlıkla barış sağlamaktan çok teröristi motive ederiz biz ve insanları hasta ederiz bunlarla meşgul olan.
Herkes yapıcı olmayı ilke edinmeli ve artılara ve eksilere bakmalı. Bunu ancak biz yaparız ben yaparız diyerek kendisi dışındakileri yok saymamalı kimse ve elini herkes taşın altına koymalı ve yaz sıcağında bile olsa bu 3 ay boyunca ve sonrasında siyasi partilere, sivil toplum örtüglerine bulunduğu yerdeki yönetime katılmalı ve toplantılara katılmalı gösteri yapmalı.
Elindeki yapıcı araç neyse internetse bir blog açıp bireysel, toplumsal şiddete, teröre, ekonomik krize çözüm önerisi içeren yazılar yazmalı hergün ve kadın, erkek, aşk, cinsellik muhabbeti yapmamalı ve bir şey yapmadı zaman utanmalı bu kaos içinde sakince kendi için yaşadığı için.
Kimse önümüzdeki bir sene en azındna seçime kadar sadece kendini düşünmmeli. Hep para, sevgili, araba, tatil hesabı yapmamalı. En ciddi konulada bile geyik yapma derdinde olmamalı cıvımamalı ciddi olanlarıda yargılamamalı.
Herkes bulduğu her alanda yapıcı çözümler fikirler üretmeli ve insanları iyi bir gelecek için motive etmeli. Herkes gidip bir siyasi partiye ve derneğe üye olmalı artık. Beğenmediğimiz; dünyayı sömürüp, yiyip içip, eğleniyorlar dediğimiz ABD de, bir kişi haftada 4 saatini sivil topluma harcıyor. Herhalde bu bizde 0 veya 1 dakidadır haftada. Hal böyleyken nasıl gelişebilirz ve sorunları en aza indirebiliriz
İnsafsız ve hakaretle götürülen ve karşındakini yok sayan siyasi üslupları terkedelim artık. Bu bize bir fayda sağlamaz çünkü; hiç birşey tek başına sadece zararlı ve kötü değildir, herşeyin iyi yanlarıda vardır ortaya konması gereken. Bu ülkede şiddeti savunmayan ve aleni olarak kanunları ihlal edip; kargaşa ve kaos yaratmayan, insanları provake etmeyen, yıkıcı olmayan herkese tahammül etmek zorundayız fikri ve çabası ne olursa olsun. İyi fikri varsada alıp kullanmalıyız kim yapıyor diye bakmadan.
Günde 1-2 saatimizi ayırıp yapıcılık olarak ne yapabilirim diye düşünmeliyiz. Tv dki tartışma programlarını izlemeli ve düşünerek oturduğu yerden bile olsa sivil inisiyatif projeleri üretmeli bunları insanlara duyurmalı ve ilgili yerlere iletmeliyiz. Bunun şartları oluştu şuan küçük bir kartopunun kocaman bir kar yığınına yuvarlanarak dönüştüğü imkanlar mevcut ve artık bizler siyasetle daha ilgilenmeliyiz her konuda.
Ciddi olmalıyız ve yapacaklarımızın başta kendi hayatımızın geleceği ve huzuru için olduğunu bilip bu gemiye sahip çıkacağız artık buna mecburuz. Bunları bahane üretmeden yapacağız çünkü; hepimiz aynı gemideyiz ve herkes denizde alabora olmamak için kıyıya varıp kıyıdan denize girmek için bu gemide bir işe yarayabilir.Tıpkı Atatürk'ün gemiyi karaya çıkamak için verdiği savaşı kazanıp sonra İstanbul'un florya sahilinde denizin keyfini çıkardığı gibi.
Yeterince ve doğru tanımasakta Atatürk'ü örnek alalım, hayatını araştıralım yanlışı doğrusu neler onu görelim. Önümüzde bir idol var başarılı olmuş. Ömrünün 20-30 yılını amansız şekilde ülkesi için çalışarak geçirdi ama son 5-10 yılında 100 yılda yaşayamayacağı nimetlere kavuştu. Biz bu ülkeyi neden terör, savaş, ölüm, bunalım, trafik kazaları, cinayet alanına çevirelim ve bundan tedirgin yaşayalım ömrümüz sonuna kadar. 2-3 yıl dişimizi sıkıp, kendimizi düşünme kendimizi garantiye alma derdinden sıyrılıp yaşayacağımız 20-30 yılı cennete çevirelim bu cennet vatanda.
Unutmayalım artık zaman bana dokunmayan yılan çok yaşasın diyenlere özellikle yılanın en büyüğünün dokunduğu bir dönem. Bıçak gemiye dayandı artık. Maalesef bunun acısını herkes daha kötü hisseder oldu ve herkes tedirdin sokağ çıkarken. Geç kalmayalım ve bir an evveel Türkiye'yi hep beraber rehabilite(iyileştirme) edelim.
Son olarak : "His yok, acı yok, hareket yok leş mi kesildin? Hayret veriyorsun bana sen böyle değildin. Feryadı bırak, kendine gel çünkü zaman dar. Uğraş ki telafi edecek bunca zarar var.."(Mehmet Akif Ersoy)
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
http://www.twitter.com/oumitvar