Tayyip ErdoÄŸan'ın son 2-3 yılllık  siyaset biçimine baktığınızda eskisine göre giderek artan ve netleÅŸen çok ciddi çarpıklıklar, çeliÅŸkiler, çatlaklar, ihtiraslar, ilkesizlikler, hukuk ve demorasi dışılık görüyorsunuz. Bu hal son dönemde dahada bariz gözüküyor. BaÅŸbakan Tayyip ErdoÄŸan ilk 5 yılın sonrasında sanki ülkede kalkınma ve adalet vaadinin gereÄŸi herÅŸeyi gerçekleÅŸtirmiÅŸÂ ve siyaseti herkes tarafından takdir ve kabul görmüş gibi ÅŸahsi ideolojisini her alana yerleÅŸmetirme hevesine kapıldı. Oysa bu ülkede asgari ücret yoksulluk sınırı bir yana açlık sınırının altında ve hukuk, saÄŸlık, eÄŸitim ve vatandaşın yaÅŸam güvenliÄŸi yerlerde sürünüyor.Â
Bir türde hesaplaşma çabası olarak statükoya karşı savaşınıda daha net ortaya koyan; demokratik ve hukuki olmayan iki ayaklı kaba saba bir politika yürütüyor kadrosuyla beraber. Ben bu polikasına "Halkı Kafalama" "Kurumları Tepeleme" adını veriyorum. Tabirler argo olabilir ama bu kaba ve yanlış politikayı tarif için ancak bu kelimeler kullanılabilir. İşin kötü yanı bu kafalama ve tepeleme siyaseti fena tuttu ve Tayyip Erdoğan pişkin pişkin bunu çok rahat şekilde uyguluyor. Önce kendine karşı olan herşeyi hukuk ve demokrasi demeden elindeki güçle tepeliyor, sonra halkın en cahiline(onlar anlayamadığı için işin iç yüzünü)dönüp yaptığı yanlışları üstünü örtecek şekilde muhalefete kaba saba yüksek sesle saldırıp bir güzel vatadaşı aldatıyor ve kafalıyor.
Tayyip Erdoğan başkanlığındaki Ak Parti kadrosu şu son 1 yıldır; ülke ihtiyaçlarını, hassasiyetlerini, önceliklerini, sıkıntılarını tamamen bir yana bırakıp aceleyle adım adım kafalarındaki planı uyguluyorlarmış izlenimi verdirten çok büyük siyasi savaş içindeler; kendilerinin dışındaki herkese karşıt olan tıpkı Bush gibi. Bu tepeleme ve kafalam metotlu bodoslama siyasetleri birazda mecburiyetten oldu çünkü; açılımla gelen kriz ve yargıya müdahaleleri ile ilgili tepkiler bunda etkili oldu. Partileride ekonomik krizin verdiği sıkıntılarla beraber halk için kötünün en iyisi olmasına rağmen 3. kez tek başına iktidar olmaktan çok uzaklaştı özelliklede yine açılımda yaptıkları bodoslam siyasetten dolayı. Hatta Deniz Baykal'lı CHP bile yükselişe geçmişti bırakınız Kılıçdaoğlu'nu bu yanlışlarında dolayı. Tabi bu olunca dönüp baktılar seçime çok az  var ve partileri düşüşte; ummadıkları ve planlarına uymayacak şekilde irtifa kaybediyorlar ve yapmak istedikleri elzem şeyler var.  O zaman yapılacak tek şey kaldı; kalan 1.1-5 yılda hem kendilerine karşı koyacak hiç bir siyasi veya kurumsal yapı bırakmamak hemde tekrar yükselişe geçmeye çalışmak ve tek başına iktidarı garantiye almak.
 Bu bir kumar siyasetiydi kısacası ülkeyi umursamayan. Bir nevi ya hep ya hiç siyaseti gütmeyi seçtiler ve şuan bunu uyguluyorlar. Oysa 1 yıl önce açılım kriziyle erken seçime gitselerdi, iktidar olmasalar bile mecliste tekrar güçlenerek en geç 2-3 yıl içinde tek başına iktidara dönüp yine uzun vadeli bir iktidar olmak gibi bir yol olacaktı önlerinde, ama bunu istemediler ve yitirdiler. Bu anlamda sonuç olarak gemileri yaktıkları için, şuan yaptıklarından dolayı ülkeye olanlar hakkında hiç bir beis görmüyorlar ve dahada agresifleşip saldırganlaşıyorlar eleştiri görünce. Bu yüzden geri dönüp bakmadan sadece bu kumar siyasetlerini kazanma derdindeler. Erdoğan'ın Yarsav hakkındaki söylediğide bu bilinçatlarını ele veriyor ; "en kısa zaman onuda halletmemiz lazım" diyerek adeta. Demek ki Tayyip Erdoğan açılım krizi vesaire ülke için herşeyi bir yana koymuş ve partisini kurtarmak için kadrosuna "halletme" emrini çoktan vermiş gözüküyor.
Her ne kadar sahte sahte "herşey millet için" deselerde bu arada bu sorumsuz hareketlerinden doğan bütün risklerin bedelinide halka ödetmeye karar vermiş durumdaalr; terörün tırmanması, işsizlik, toplumsal kaplaşma dahil hiç bir konu umurlarında değil, sadece partileri eski gücüne dönsün yeter. TRT yi bile bu amaçları için gözlerini kırpmadan kullanıyorlar kendi sermayeleri ile kurdukları medyalar ve kendileri için arı gibi çalışan diğer kanallara rağmen
Bu bilinçle şuan bir yandan zaten çok sorunlu olan ve kendine muhalefet olarak gördüklerl statükocu alanları(ordu ve yargının zirvesi gibi) yerleride kalan güçleri ile tepeliyorlar. Bunuda dönüp kendi seçmenlerden daha çok kandırılabileceklerin anlayacağı dilden bir izaha dönüştürüp, muhalefete çatarak anlatıp halkıda bir güzel kafalıyorlar. Benim objektifçe gördüğüm manzara budur. Tabi bu arada yaptıkları her hatayıda muhalfete ödetme derdindeler.
Bu siyasetleri sonucunda sadece kendilerin çalıp kendilerinin oynadığı bir siyasi alan oluşturuyor %25-30 civarında. Kalan %70 ise tamamen kendilerine karşıt yapmış haldeler. Son seçimde %47 oy alan bir partinin kendini bu hallere sokması çok düşündürücü elbette.
Bu sürecin en ilginç olan yanı ise, dediğim gibi yürütülen savaşın bu iki "halkı kafalama" ve "kurumları tepeleme" politikasınnın çok açık vermesine karşılık hiç bir şekilde eleştirilere tahammül edemiryolar ve ders almaz şekilde aynı fütursuzlukla bu siyaseti yürütmeye devam ediyor. Sonuç ise ortada, 70-80 ler gibi birbirini gırtlaklayacak kadar birbirine düşman edilmiş Ak Parti'ye tapınanlar ve onun karşında yer alan demokrat, cumhuriyet, milliyetçi, muhafazakar, liberal, komünist vatandaşların olduğu partilerinden oluşan iki karşıt toplum. Bu toplumun nasıl bir gerilim ortamında ne şekilde yaşadığını ise yarın ki yazımda yazacağım.
Kurumlarda reform yapmak yerine onları "tepelemeyi" halkı da yaptıkları ve yapacakları doğru şeyler üzeriden bilgilendirip geliştirmek yerine toplumun en cahil katmanına hitap edererek onları kandırmayı "kafalamayı" doğru yol seçen 8 yıllık bir iktidar için; en iyisi bu ve bununla devam edilir olduğunu düşünmek için epey bir art niyetli, kendini düşüne, cahil, sahtekar ve ülkesinin bütününü düşünmeyen bir tür hain olmak gerekir.
Editör,