Başlığa bakıp sevinmeyin ya da kızmayın sadece üzülün çünkü; amacım bu iki karşıt duyarlılığa hitap etmek değil, ben sadece işin özünün durum tespiti açısından söylüyorum bu ilginç başlığı.
YAŞ kararları üzerinden yapılan yorumlara baktığınızda artık "orduyu yıpratıyorlar"ında dışına çıkan çok sert ve durumun çok vahim olduğunu, adeta ülkenin ordusu üzerinden çökertildiğini anlatan tuhaf bir eleştiri üslubu var. Bu yorumların çoğusu tabiki TSK yı hükümete karşı bir cephe ve kale olarak görenler yapıyor. Doğal olarakta objektif, yapıcı ve doğru tespit amaçları yok. Sadece öldük-kaldık muhabbeti yapılıyor bir anlamda. Oysa konuya biraz taraf olma yerine ülke geçmişi gerçekleri ve bütünü açısından yapıcı bir bakışla bakarsanız çok daha başka gerçekçi ve ileriye dönük yapıcı tespitlere ulaşma gereği duyuyorsunuz
Benim analizle ulaştığım sonuç TSK Yönetiminin/üst yönetici zihniyetinin(TSK değil) mevcut egemen TSK zihniyetinin halkın ordusunu halkın ordusu yapmamasının bedelini halkın seçimiyle bir şekilde ödemesidir. Dikkat ederseniz ödemesidir diyorum ve bu bedel ödemenin ne kadarının hile, tezgah ve baskıyla yapılıp yapılmadığını herkes zaten az çok biliyor. Ayrıca özellikle millet yerine yerine halkın ordusu diyorum çünkü; halk daha ortalama bir yurttaşı ifade ediyor. Milletin ordusu daha çok kurtuluş savaşı sloganıdır ve günümüz siyaset terminolojisinde vatandaş - ordu birlikteliğini uyumunu ifade etmiyor. Kaldıki bizim TSK yönetimiş anlayışı kendini ülke içinde bir elit sınıf haline ısrarla getirdiği için halkın ordusu daha bir başka mana ifade ediyor.
Maalesef ordumuzun merkezi/üst yönetici zihniyeti 1960 tan beri ne milletin nede halkın askeri/ordusu olmayı seçmemiş, kendi başına buyrukların ülke kurtarma ve yönetme alanı haline getirilmiştir. Bunun modern dünya ölçüleride çok net görüldüğü halde 1990 lardan itibarende şeriat tehlikesi korkutması ilede ısrarla yütülmesi sonucunda ordumuz tamamen ülke içinde kendi krallığını ilan etmiş ve mensuplarınıda ülkenin dokunulmaz elit insanları haline getirmiştir.
Bugün yeni mezun bir subaya, lojmanı yemesi içmesi ordu tarafından karşılandığı halde 30 yıllık emekli memurdan daha çok maaş verilmesi, bu yapının nasıl bir ülke içi adaletsizliğide kendi lehine kurumsallaştırığının göstergesidir. Bunun adı oligarşik militarizmdir yani bir sınıfın, asker sınıfının ülkeyi yönetmesi. Bunu inkar etmek için herhalde Sibirya'da doğmak ve Türkiye'den bihaber olmak gerekir. Bu ülkenin en çok kayrılan sınıfıda subaylardır milletvekilleri ile bunun kimse inkar edemez.
 Milletvekilliğinin toplum içi bir sınıf olmadığınıda düşünürsek subaylar tektir bu konuda. Kendini ülkenin eliti ve efendisi gibi gören (ki ülkenin efendisi çiftçilerdi Atatürk'e göre) TSK yönetimi geçen zaman için kendini siyasetüstü bir konuma çıkarmanın bedelini kendi ürünü bir siyasi zihniyet tarafından ödüyor olmasıda ilginçtir.
Bir yandanda ortalama bir tespit olarak, sanki erkeklerin 15-18 ayda askerde birktirdiği bir öfke var ordunun halktan kopuk kendini beğenmiş üst yönetici zihniyetine karşı ve onların bu şekilde gördükleri muameleye bile kamuoyunda oluşturulan "askerle hesaplaşma" ve "intikam" güdüleriyle sevinenler, "oh olsun" diyenlerde var gibi. Bubun gibi tavırlardan dolayı referandumda da EVET çıkma ihtimali çok yüksek Ak Parti'nin oyunun %25 lerde olduğunu düşünürsek.
Sonuç olarak, son 10 yılda en azından 2000 den itibaren TSK Yönetimi/üst yönetici zihniyeti kendine gelip halkın ordusu olmayı seçip, nankörlük etmeyip kendini düzeltseydi ve sivil siyasete direnmeseydi iktidarın zoraki makyavelist muhafazakar siyaseti tarafından tepelenip hizaya getirilmeyecekti. Ortada tepeleme gibi gözüken bir askerin siyaset dışına itilmesi durumu oluşmayacaktı
Bu tepeleme siyasetiylede orduyu siyaset dışına iteyim derken yapılan her türlü hukuk dışı fütursuzluğun bedelinide Ak Parti önümüzdeki seçimde ödemelidir ve ödeyecektirde. Hukuk dışılığın, adaletsizliğin daniskası yaşandı ordu siyaset dışına itilirken. Burda mühim olan şu ki; bu ordunun kendi sınırlarına döndürülmesi süreci çok zorlama ve hukukdışı yollarla yapıldı ve bunun bir rövanşınında olma ihtimali yüksektir ve bunun niçin, nasıl olacağını hiç soranda yok maalesef.  Muhtemel bir CHP ve MHP iktidarında ortamın müsait olması anlamında bu asker sınıfın üstlerinin intikam ve hesaplaşma siyaseti üretmeside kaçınılmaz gözüküyor muhafazakarlara karşı. Bunun olmaması için gelecek meclisle ordunun her türlü konuda yeniden reforme/revize edilen ve siyasi erke ve svil yargıya açık şeffaf bir kurum haline getirilmesi gerekiyor. Bunu geçmişte ordu oligarşisinden çok çeken CHP, MHP, DSP, SP ve DP gibi partilerin öne çıkarması gerekiyor. Türkiye'nin rövanş siyasetine ödeyecek bedeli yoktur artık. Bunu iyice kulağımıza küpe edelim.
Bir diğer konuda hala TSK'yı ısrarla güven endeksinde 1. sırada görmek isteyenlerin yanılgısıyla ilgili. Bunu vurgulayanların ciddi ciddi demokrasiden ve sivil siyasetten haberlerinin olmadığı belli oluyor. endişesine karşı emniyet ve sigorta kurum güven endeksi oluşturma anketlerinin ürünü olan ""Şeriat geliyor"TSK en çok güvenilen kurum" avuntusu yerine, daha ciddi bir demokrat  siyasi duruşa ihtiyaç var artık.  Bir ülkenin güven duyulacak kendini emanet edilecek sigortası ordusu değildir; akıllı, yapıcı vatanseverler sivilleridir herkesten önce. Çünkü asker öldürmeye ve savunmaya odaklı yapıdır ve emir komuta zinciri yüzünden tek kişi diktasıyla yönetilir ve bu kişiyede ülke emanet edilemez günümüz siyasetinde. Askerin ülke  bütünü açısından  tehlikeleri minumuma indiren, sağduyulu yapıcılığı sivil yurttaşa göre yok denecek kadar azdır.
YAŞ kararlarıda tamamen iktidarın siyaset algısıyla şekilleniyor ve yapmak istediğinide yapacaklardır. Bu anlamda kimin nerye getirildiğinide bu saaten ve bu olanlardan sonra pek önemsemiyorum yukarda yazdıklarım çerçevesinde..
 Editör,